Milli takımımız Manchester'da , hafızalarımızda çok acı hatıraları bulunan İngiltere ile tarihindeki 11. maçını yaptı ve nihayet yıllardır beklenen o gol Hakan Çalhanoğlu'ndan geldi. Böylece Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası'nı yıllardır kazanamamasının ardından Türk futbolunun bir efsane geyiği daha sona erdi. Darısı Kadıköy'de yıllardır kazanamayan Galatasaray geyiğinin başına.
Her ne kadar sahadan mağlup ayrılsak ta yıllardır beklenen golün gelmesi , takımın da hasbelkader iyi futbol oynaması ve elbette maçın sadece bir hazırlık maçı olması milli takımın çok ciddi sorunları olduğu gerçeğini kamufle etti.
Haftaiçinde Fatih Terim tarafından açıklanan kadro büyük tartışmalara yol açmıştı. Ömer Toprak , Sinan Gümüş , Tolga Zengin gibi futbolcuların olmaması , ligin flaş ekibi Konyaspor'dan kimsenin kadroya alınmaması ve Yasin Öztekin , Semih Kaya , Ali Şaşal , Mevlüt Erdinç gibi çok tartışılan isimlerin aday kadroda bulunması bir haftadır Türkiye'nin spor gündemini meşgul ediyor.
Açıkçası ben de kadroda haksızlıklar olduğu kanaatindeyim ama dışarıda kalanların kadroya dahil olmasının büyük sorunlarımızı çözmeye yaramayacağını düşünüyorum. Takımımızda özellikle savunma hattımız her maç yüreğimizi ağzımıza getirecek gibi görünüyor. Ömer Toprak'ın malum hadiseden dolayı kadroya alınmaması , Serdar Aziz'in sakatlığı ve Semih Kaya'nın bu sezonki kötü performansı savunmanın ortasında bizi sol bek Hakan Balta ve orta saha Mehmet Topal ikilisine mecbur hale getirdi. Savunma dörtlüsüne bakıldığı zaman Gökhan Gönül dışında varlığıyla bizi rahatlatacak ikinci bir isim yok ne yazık ki.Alternatifi Şener de şans bulunca Gökhan'ı aratmadı. Caner Erkin'in 90 dakika sahada kaldığı son maç şubat ayındaki Fenerbahçe-Beşiktaş maçı ve bu sene ligde sadece 13 maça çıkmış durumda. Fatih Terim kamp döneminde turnuvaya hazır hale getirileceğini söyledi ama keşke Hasan Ali Kaldırım' ı da kafileye alsaydı. İsmail e gelince , ikinci yarı düzenli forma şansı buldu fakat Hasan Ali'ye göre daha kötü bir performans ortaya koyduğunu düşünüyorum. Kısacası savunma hattı Gökhan dışında bolca soru işaretleriyle dolu ve İngiltere karşısında da turnuvada en çok sorun yaşayacağımız bölge olduğunu net şekilde gösterdi.
Orta sahamız takımın en çok kaliteli alterantife sahip bölgesi Arda , Hakan , Oğuzhan , Seçuk , Alper , Volkan Şen , Gökhan Töre , Olcay Şahan ,Yunus Mallı , Nuri Şahin , Ozan Tufan ve bence ön libero olarak kullanılması geren Mehmet Topal ile birlikte Fatih Terim'in en sağlam kalesi. Yalnız İngiltere maçında birlikte denedeği Selçuk-Ozan ikilisi umarım turnuvadaki ideal ikilimiz olmaz.Ozan bu sezon çoğu maçta forma şansı buldu fakat 90 dakika sahada kaldığı maç sayısı çok az. Fenerbahçe formasıyla bu sene 46 maça(ligde 26) çıkan Ozan en son ocak ayında bir lig maçında 90 dakika sahada kaldı. Tüm sezon boyunca her maç 35-40 dakika ortalama sürelerle sahada yer alan bir futbolcunun böyle bir turnuvada milli takımın ideal orta sahasından biri asla olmaması gerekir. Partneri Selçuk İnan'a gelince , 2 senedir Galatasaray taraftarının nerede o eski Selçuk dediği Selçuk , 'Fatih Terim yönetimindeki' milli takımda Galatasaray'daki halinden daha iyi görünüyor. Forma istikrarı konusunda da gayet iyi olması ve Şampiyonlar Ligi gibi bir kulvarda çok sayıda maç tecrübesi olması Selçuk'un kadrodaki yeri konusunda çok büyük tartışmalar yaşanmasına engel oluyor.
Onların önündeki üçlü içinse bence en ideal seçim Arda , Oğuzhan ve Hakan Çalhaoğlu. Oğuzhan'ın bu sezonki muhteşem performansı , Hakan'ın da Bundesliga'da yaptıkları her iki genç ismi de kadroya ilk sırada yazdırıyor. Arda ise her ne kadar sezonun büyük bir bölümünü yedek kulübesinde geçirmiş olsa da yine de hırsı ve yetenekleriyle takımızın yıldızı olacaktır. Alper , Volkan Şen , Olcay , Yunus Mallı , Gökhan Töre gibi alternatifler de forma bulmaları durumunda arkadaşlarından aşağı kalmayacaktır.
Forvet içinse şu an için en kuvvetli aday Cenk Tosun. Burak'ın uzun süredir süren sakatlığı ve henüz ne yapacağının büyük bir muamma olması , Cenk'in ise bütün sezon Beşiktaş'ta yaptıkları ve İngiltere karşısındaki iyi futbolu Burak karşısında Cenk'i tercih ettiriyor. Mevlüt ise neden milli takımda olduğunu anlayamadığım başlıca isimlerden birisi. Sinan Gümüş'ten Enes Ünal'a , Muhammed Demir'den Umut Bulut'a kadar onun yerine çağrılabilecek isimler mevcuttu ama Fatih Terim Mevlüt'ü çağırdı. Vardır bir bildiği diyebiliyorum sadece.
Son olarak kalecimiz Volkan Babacan'ı Allah nazardan saklasın. Şu an ligin en formda Türk kalecisi. İnşaallah turnuva boyunca hep kalemizde olur çünkü alternatiflerine bakınca açıkçası insanın huzuru kaçıyor.
İyi bir kaleci , soru işaretleriyle dolu bir savunma hattı , bol bol kaliteli alternatifin olduğu bir orta saha ve kötünün iyisi diyebileceğimiz bir forvet hattıyla gideceğimiz Fransa'da acaba milli takımımız 1-8-1 sistemiyle sahaya çıksa ne dersiniz? Sanki en ferahlatıcı çözüm bu ya da kalan 17 günlük sürede savunmacılarımızın form tutması için dua etmek...
24 Mayıs 2016 Salı
16 Mayıs 2016 Pazartesi
NASIL BİR FİNAL BİZİ BEKLİYOR
Avrupa'nın kulüpler bazındaki ikinci büyük futbol organizsayonu UEFA Avrupa Ligi'nde final vakti. Yıllardır Şampiyonlar Ligi'nin fazlasıyla gölgesinde kalan ve bu yüzden UEFA tarafından bazen formatı , bazen logosu ve ismi değiştirilerek yeni bir havaya sokulmaya çalışılan Kupa 2'de nihayet adına yakışır bir final izleme şansına sahibiz.
Aslında kupanın son 7-8 yıllık mazisine bakınca Şampiyonlar Ligi'nde grubunu 3. bitiren birçok Avrupa devinin mücadelesine bu kupada devam ettiğini görüyoruz. Fakat kabul etmek gerek ki Avrupa'nın dev kulüpleri için bu kupa sadece ligde verdikleri şampiyonluk yarışına engel olabilecek bir fazla mesaiden ibaret.
Nitekim Bayen Münih , Milan , İnter , Juventus , Manchester United , Liverpool , Manchester City gibi son yıllarda UEFA Avrupa Ligi'nde mücadele eden dev ekipler kupa maçlarında yedek ağırlıklı kadrolarla sahaya çıkmıştı. Bunların içinde verilebilecek tek istisnai örnek Chelsea olacaktır. 2012/13 sezonunda Chelsea , UEFA Avrupa Ligi şampiyonu olurken maçlara da ideal 11 ile çıktı ama bunun en önemli sebebi de ligde şampiyonluk yarışından kopması ve sezonu kupayla tamamlayabilme isteğiydi.
Kupayla ilglli ilginç bir anektod da son 5 finalde kupanın adeta İber Yarımadası hegamonyası altına girmesi.
2011- PORTO-BRAGA
2012-ATLETİCO MADRİD-ATHLETİC BİLBAO
2013-CHELSEA-BENFİCA
2014-SEVİLLA-BENFİCA
2015-SEVİLLA-DNİPRO
Kupada finale yükselen son 10 takımdan 8'i İberli. Bu seneki finalde de artık UEFA Avrupa Ligi'nde final oynamazsa şaşıracağımız Sevilla yine finaldeki İberli kontenjanını kapmış. Karşısında da daha önce bu kupayı , sonuncusu 2001'de olmak üzere , 3 kez kazanmış Liverpool var.
2015/16 UEFA Avrupa Ligi finali bu 2 takımdan birinin yenilmezlik ünvanını da sona erdirecek. Sevilla bugüne kadar oynadığı 4 finalde de kupayı kazanan taraf oldu. Aynı durum Liverpool için de geçerli. 3 final oynayıp 3'ünde de gülen taraf Kırmızılar oldu. Haliyle çarşamba akşamı Basel'de bugüne kadar başarı hanesinde hep 'champion' yazan taraflardan birinde artık 'runner up' (*) yazacak.
Bu büyük maça artık sayılı saatler kala her iki takımın da oyun tarzını ve bizleri çarşamba akşamı nasıl bir maç beklediğini analiz etmeye çalıştım. Sizleri çok ta istatistik yığınına boğmadan olabildiğince sade bir şekilde ifade edeceğim.
Sevilla UEFA Avrupa Ligi'ne Şampiyonlar Ligi'nden geldi. Manchester City ve Juventus gibi iki güçlü ekibin bulunduğu grupta üçüncü olarak yoluna UEFA Avrupa Ligi'nden devam etti ve son 2 yıldır olduğu gibi bu sene de finale yükselerek bu kupada 3 kez üst üste final oynayan ilk takım oldu.
Liverpool ise çok kötü başladığı sezonda menajer değişikliğine giderek 3 senedir takımın başında bulunan Brendan Rodgers'ın yerine Almanya'da Borussia Dortmund'u yeniden zirveye oynayan bir takım haline getiren Jürgen Klopp'u getirdi. Yeni hocasıyla beraber oyun şekli de değişen Liverpool , Lig Kupası finalinde Manchester City'ye kaybettikten sonra Klopp'la daha ilk sezonunda ikinci finalini oynuyor ve bu defa kazanmaya daha yakın olan taraf.
Bu maç öncesi iki takımın istatistikleri içerisinde en çok dikkatimi çeken şey Sevilla'nın La Liga'nın kalesine en çok şut atılan takımı olması. Liverpool'sa Premier Lig'in en çok şut çeken 2.takımı. Ayrıca Sevilla oyunu daha çok kendi sahasında kabul ederken , Liverpool oyunu daha çok rakip yarı alanda oynuyor. Liverpool topa daha çok sahip olmaya çalışırken(bu alanda da Premier Lig ikincisi) , Sevilla topu rakibine bırakmayı tercih ediyor. Liverpool'un ilginç bir şut istatistiği de kendi kalesine çekilen şutlarla ilgili. Premier Lig'in kalesine en az şut atılan 2. takımı konumundalar. İki takımın sahadaki mücadelesiyle ilgili de bir not ekleyelim. Liverpool Premier Lig'in en çok top kapan takımıyken Sevilla La Liga'nın en az top kapan 2. takımı.
Tüm bu istatistik yığını içerisinden çıkan sonuç şu: Çarşamba akşamı kırmızı kart veya sakatlıklar gibi maçın gidişatını doğrudan etkileyen beklenmedik bir durum olmazsa eğer Liverpool'un Sevilla kalesi önünde top çevirdiği , Sevilla'nın da Liverpool'u kendi yarı sahasında kabul ederek ani ataklarla gol arayacağı bir final maçı izleyeceğiz. Ayrıca Daniel Sturridge ve Philippe Coutinho gibi kaleyi gördüğü yerden şut çekmeyi çok seven iki şutkoliğe sahip Liverpool'un Sevilla kalesine bol bol şut çekeceğini de ekleyebiliriz.
Kısacası bu final maçını bir film gibi düşünür ve film hakkında bize az çok fikir verecek bir fragman hazırlamaya kalksak , Sevilla savunmasının kale önünde beklediği , orta sahasının top çeviren Liverpool hücumcularına pres yaptığı , Coutinho ve Sturridge'in kaleyi bulmayan bol bol şut çekip her seferinde başını iki elinin arasına alarak ah vah ettiği , Kevin Gameiro'nun her an kendisine atılacak bir ara pası için Liverpool savunması arasında boşluklar aradığı ve Klopp ve Emery'nin kenardan sürekli olarak oyuncularına birşeyler söylediği bir fragman hazırlardık.
Elbette hiçbir yönetmen fragmanda filmin tüm detaylarını vermez. Filmin nasıl olduğunu görmek içinse çarşambayı beklemek zorundayız.
(*) runner up : ikinci
Aslında kupanın son 7-8 yıllık mazisine bakınca Şampiyonlar Ligi'nde grubunu 3. bitiren birçok Avrupa devinin mücadelesine bu kupada devam ettiğini görüyoruz. Fakat kabul etmek gerek ki Avrupa'nın dev kulüpleri için bu kupa sadece ligde verdikleri şampiyonluk yarışına engel olabilecek bir fazla mesaiden ibaret.
Nitekim Bayen Münih , Milan , İnter , Juventus , Manchester United , Liverpool , Manchester City gibi son yıllarda UEFA Avrupa Ligi'nde mücadele eden dev ekipler kupa maçlarında yedek ağırlıklı kadrolarla sahaya çıkmıştı. Bunların içinde verilebilecek tek istisnai örnek Chelsea olacaktır. 2012/13 sezonunda Chelsea , UEFA Avrupa Ligi şampiyonu olurken maçlara da ideal 11 ile çıktı ama bunun en önemli sebebi de ligde şampiyonluk yarışından kopması ve sezonu kupayla tamamlayabilme isteğiydi.
Kupayla ilglli ilginç bir anektod da son 5 finalde kupanın adeta İber Yarımadası hegamonyası altına girmesi.
2011- PORTO-BRAGA
2012-ATLETİCO MADRİD-ATHLETİC BİLBAO
2013-CHELSEA-BENFİCA
2014-SEVİLLA-BENFİCA
2015-SEVİLLA-DNİPRO
Kupada finale yükselen son 10 takımdan 8'i İberli. Bu seneki finalde de artık UEFA Avrupa Ligi'nde final oynamazsa şaşıracağımız Sevilla yine finaldeki İberli kontenjanını kapmış. Karşısında da daha önce bu kupayı , sonuncusu 2001'de olmak üzere , 3 kez kazanmış Liverpool var.
2015/16 UEFA Avrupa Ligi finali bu 2 takımdan birinin yenilmezlik ünvanını da sona erdirecek. Sevilla bugüne kadar oynadığı 4 finalde de kupayı kazanan taraf oldu. Aynı durum Liverpool için de geçerli. 3 final oynayıp 3'ünde de gülen taraf Kırmızılar oldu. Haliyle çarşamba akşamı Basel'de bugüne kadar başarı hanesinde hep 'champion' yazan taraflardan birinde artık 'runner up' (*) yazacak.
Bu büyük maça artık sayılı saatler kala her iki takımın da oyun tarzını ve bizleri çarşamba akşamı nasıl bir maç beklediğini analiz etmeye çalıştım. Sizleri çok ta istatistik yığınına boğmadan olabildiğince sade bir şekilde ifade edeceğim.
Sevilla UEFA Avrupa Ligi'ne Şampiyonlar Ligi'nden geldi. Manchester City ve Juventus gibi iki güçlü ekibin bulunduğu grupta üçüncü olarak yoluna UEFA Avrupa Ligi'nden devam etti ve son 2 yıldır olduğu gibi bu sene de finale yükselerek bu kupada 3 kez üst üste final oynayan ilk takım oldu.
Liverpool ise çok kötü başladığı sezonda menajer değişikliğine giderek 3 senedir takımın başında bulunan Brendan Rodgers'ın yerine Almanya'da Borussia Dortmund'u yeniden zirveye oynayan bir takım haline getiren Jürgen Klopp'u getirdi. Yeni hocasıyla beraber oyun şekli de değişen Liverpool , Lig Kupası finalinde Manchester City'ye kaybettikten sonra Klopp'la daha ilk sezonunda ikinci finalini oynuyor ve bu defa kazanmaya daha yakın olan taraf.
Bu maç öncesi iki takımın istatistikleri içerisinde en çok dikkatimi çeken şey Sevilla'nın La Liga'nın kalesine en çok şut atılan takımı olması. Liverpool'sa Premier Lig'in en çok şut çeken 2.takımı. Ayrıca Sevilla oyunu daha çok kendi sahasında kabul ederken , Liverpool oyunu daha çok rakip yarı alanda oynuyor. Liverpool topa daha çok sahip olmaya çalışırken(bu alanda da Premier Lig ikincisi) , Sevilla topu rakibine bırakmayı tercih ediyor. Liverpool'un ilginç bir şut istatistiği de kendi kalesine çekilen şutlarla ilgili. Premier Lig'in kalesine en az şut atılan 2. takımı konumundalar. İki takımın sahadaki mücadelesiyle ilgili de bir not ekleyelim. Liverpool Premier Lig'in en çok top kapan takımıyken Sevilla La Liga'nın en az top kapan 2. takımı.
Tüm bu istatistik yığını içerisinden çıkan sonuç şu: Çarşamba akşamı kırmızı kart veya sakatlıklar gibi maçın gidişatını doğrudan etkileyen beklenmedik bir durum olmazsa eğer Liverpool'un Sevilla kalesi önünde top çevirdiği , Sevilla'nın da Liverpool'u kendi yarı sahasında kabul ederek ani ataklarla gol arayacağı bir final maçı izleyeceğiz. Ayrıca Daniel Sturridge ve Philippe Coutinho gibi kaleyi gördüğü yerden şut çekmeyi çok seven iki şutkoliğe sahip Liverpool'un Sevilla kalesine bol bol şut çekeceğini de ekleyebiliriz.
Kısacası bu final maçını bir film gibi düşünür ve film hakkında bize az çok fikir verecek bir fragman hazırlamaya kalksak , Sevilla savunmasının kale önünde beklediği , orta sahasının top çeviren Liverpool hücumcularına pres yaptığı , Coutinho ve Sturridge'in kaleyi bulmayan bol bol şut çekip her seferinde başını iki elinin arasına alarak ah vah ettiği , Kevin Gameiro'nun her an kendisine atılacak bir ara pası için Liverpool savunması arasında boşluklar aradığı ve Klopp ve Emery'nin kenardan sürekli olarak oyuncularına birşeyler söylediği bir fragman hazırlardık.
Elbette hiçbir yönetmen fragmanda filmin tüm detaylarını vermez. Filmin nasıl olduğunu görmek içinse çarşambayı beklemek zorundayız.
(*) runner up : ikinci
9 Mayıs 2016 Pazartesi
76. DAKİKA ŞAMPİYONLUĞUN HABERCİSİ
Bundan tam 13 yıl önce , yani Beşiktaş'ın 100. yılını kutladığı 2002/2003 sezonunda Beşiktaş , o zamanlar yıkılmalı mı , çökme tehlikesi var mı , yenisi yapılacaksa aynı yere mi yapılmalı yoksa başka bir yere mi yapılmalı tartışmaları arasında Galatasaray'a hizmetine devam eden emektar Ali Sami Yen Stadyumu'nda , 2.Fatih Terim döneminde şampiyonluk yarışındaki rakibi Galatasaray'a konuk olmuş ve Deli İbo'nun 76.dakikadaki golüyle rakibini 1-0 yenmişti.
Aradan geçen 13 yılda Beşiktaş , rakibini deplasmanda sadece 1 kez yenebilmiş ve yine rakibinin 5 şampiyonluk kazanarak 4. yıldızını taktığı periyoda sadece 1 şampiyonluk sıkıştırabilmişti.
Pazar günü Türk Telekom Arena'daki derbiyi izleyen taraftarlar Beşiktaş galibiyeti dışında ilginç bir de dejavuya şahit oldular. Tıp kı 13 yıl önceki 100. yıl şampiyonluğunda olduğu gibi Beşiktaş , Galatasaray'ı deplasmanda 1-0 yeniyor ve o koca 90 dakika içinde gelen tek gol yine 76. dakikada geliyordu.
Elbette buraya kadar olan kısmı işin espri boyutu. Yalnız bu galibiyetle Beşiktaş için sporun klişe tabiri olan şampi... demememiz için hiçbir sebep kalmadı. Kalan 2 maçta 1 galibiyet , 1 beraberlik alması durumunda rakibi Fenerbahçe'nin maçlarının skoruna bile bakmadan şampiyon olacaklar. Rakipleriyse Osmanlıspor ve kalan maçlarının hangi skorla bittiğinin sıralamadaki yerine etki etmeyeceği , lig 3. lüğünü garantilemiş Torku Konyaspor.
Bana sorarsanız Beşiktaş'ta Şenol Güneş , Galatasaray maçı için beraberlik ihtimalini gözeterek daha sonraki 2 maçı mutlaka kazanmak zorunda olduklarına yönelik bir planlama yapmış ve olası puan kaybı için kafasından Galatasaray maçını geçirmiştir. Nitekim Galatasaray da tam anlamıyla sefilleri oynadığı sezonda , sezonun en etkili ve istekli maç başlangıçlarından birini yaptı. Bunda elbette bütün hafta süregelen , Galatasaray'ın ezeli rakibi Fenerbahçe'nin 4.yıldızı takmaması için bu maçta Beşiktaş'a karşı maçı bırakacağı iddaları da tetikleyici sebep oldu. Galatasaray oynadığı istekli futbolla bu iddaları çürüttü fakat ikinci yarıda Beşiktaş'ın oyundaki bariz üstünlüğüne karşı da direnemedi. Özellikle Sosa'nın ikinci yarıda kaçırdığı 3 önemli pozisyon vardı ki hepsi de gol olabilecek netlikleydi.
Oyuna 'Süper Yedek' Cenk Tosun ve Gökhan Töre de girdikten sonra galibiyeti daha çok isteyen taraf olduğunu psikolojik olarak ta rakibine hissettiren lider Beşiktaş , Oğuzhan-Cenk-Gomez üçlüsünün harika organizasyonuyla golü de buldu ve derin bir ohh çekerek son 2 haftaya girdi.
13 sene sonra yine rakibinin sahasında , yine aynı skorla ve yine aynı dakikada bulduğu golle rakibini mağlup eden Beşiktaş , yıllar sonra bu kadar tesadüfün bir araya geldiği bir sezonda 13 sene önce olduğu gibi şampiyonluğunu ilan etmek için sadece 180 dakika daha dişini sıkmak zorunda.
GÖNDEREN:BİLAL KARACA
Aradan geçen 13 yılda Beşiktaş , rakibini deplasmanda sadece 1 kez yenebilmiş ve yine rakibinin 5 şampiyonluk kazanarak 4. yıldızını taktığı periyoda sadece 1 şampiyonluk sıkıştırabilmişti.
Pazar günü Türk Telekom Arena'daki derbiyi izleyen taraftarlar Beşiktaş galibiyeti dışında ilginç bir de dejavuya şahit oldular. Tıp kı 13 yıl önceki 100. yıl şampiyonluğunda olduğu gibi Beşiktaş , Galatasaray'ı deplasmanda 1-0 yeniyor ve o koca 90 dakika içinde gelen tek gol yine 76. dakikada geliyordu.
Elbette buraya kadar olan kısmı işin espri boyutu. Yalnız bu galibiyetle Beşiktaş için sporun klişe tabiri olan şampi... demememiz için hiçbir sebep kalmadı. Kalan 2 maçta 1 galibiyet , 1 beraberlik alması durumunda rakibi Fenerbahçe'nin maçlarının skoruna bile bakmadan şampiyon olacaklar. Rakipleriyse Osmanlıspor ve kalan maçlarının hangi skorla bittiğinin sıralamadaki yerine etki etmeyeceği , lig 3. lüğünü garantilemiş Torku Konyaspor.
Bana sorarsanız Beşiktaş'ta Şenol Güneş , Galatasaray maçı için beraberlik ihtimalini gözeterek daha sonraki 2 maçı mutlaka kazanmak zorunda olduklarına yönelik bir planlama yapmış ve olası puan kaybı için kafasından Galatasaray maçını geçirmiştir. Nitekim Galatasaray da tam anlamıyla sefilleri oynadığı sezonda , sezonun en etkili ve istekli maç başlangıçlarından birini yaptı. Bunda elbette bütün hafta süregelen , Galatasaray'ın ezeli rakibi Fenerbahçe'nin 4.yıldızı takmaması için bu maçta Beşiktaş'a karşı maçı bırakacağı iddaları da tetikleyici sebep oldu. Galatasaray oynadığı istekli futbolla bu iddaları çürüttü fakat ikinci yarıda Beşiktaş'ın oyundaki bariz üstünlüğüne karşı da direnemedi. Özellikle Sosa'nın ikinci yarıda kaçırdığı 3 önemli pozisyon vardı ki hepsi de gol olabilecek netlikleydi.
Oyuna 'Süper Yedek' Cenk Tosun ve Gökhan Töre de girdikten sonra galibiyeti daha çok isteyen taraf olduğunu psikolojik olarak ta rakibine hissettiren lider Beşiktaş , Oğuzhan-Cenk-Gomez üçlüsünün harika organizasyonuyla golü de buldu ve derin bir ohh çekerek son 2 haftaya girdi.
13 sene sonra yine rakibinin sahasında , yine aynı skorla ve yine aynı dakikada bulduğu golle rakibini mağlup eden Beşiktaş , yıllar sonra bu kadar tesadüfün bir araya geldiği bir sezonda 13 sene önce olduğu gibi şampiyonluğunu ilan etmek için sadece 180 dakika daha dişini sıkmak zorunda.
GÖNDEREN:BİLAL KARACA
1 Mayıs 2016 Pazar
BEKLE BİZİ BARCELONA , BİZ GELİYORUZ
Başlığa konu olan tezahürat geçen hafta Leicester City nin stadyumu King Power da söylendi. Tottenham ın geçen haftaki galibiyetinde Londra ekibinin taraftarları White Hart Line' da bekle bizi Leicester şeklinde tezahürat yapmıştı.Onlar da King Power' daki 4-0 lık Swansea galibiyetinin ardından Barcelona ya seslendiler. Üstelik te bu müsabakada takımın en golcü ismi Jamie Vardy kart cezası sebebiyle yoktu ve yokluğunu aramadıkları gibi 33 hafta sonra 4 gollü bir galibiyet elde ettiler.
Leicester City geçen sezon bu zamanlarda küme düşme mücadelesi veren sıradan bir Premier Lig takımıydı. Ligin son 9 haftasındaki 7 galibiyet , 2 beraberlik muazzam performansları onları ligde tutmuştu. Bu sezona da teknik direktörleri Nigel Pearson ı gönderip yerine Claudio Ranieri yi getirerek başladılar. Ranieri daha önce Fiorentina , Roma , Parma , Napoli , İnter , juventus , Atletico Madrid , Valencia , Chelsea ve Monaco yu çalıştırmış , CV si fazlasıyla dolu fakat bu büyük takım deneyimlerinde çok ta kupa kazanamamış bir teknik adamdı. İtiraf etmek gerek ki kariyerinde son 20 yılda çalıştıracağı en az tanınmış kulüp Leicester City idi.
Jamie Vardy , Riyad Mahrez , Kasper Schimeichel , N'golo Kante ... vs hepsinin hikayesi ayrı ayrı birer destan ve bu yıl bunlarla ilgili fazlasıyla şey duymuşsunuzdur. Biz bunlardan bahsetmek yerine Leicester City nin bu sene neler yaptığından ve gelecek yıl katılacağı Şampiyonlar Ligi' nde neler yapabileceğinden bahsetmek istiyoruz. Çünkü başlıkta da geçtiği üzere King Power sakinleri açıkça Barcelona ya meydan okurken takım da bugün şampiyonluğunu ilan etmek için çıktığı Old Trafford deplasmanında hiç ama hiç ezilmeyerek 1-1 lik beraberlik elde etti ve Şampiyonlar Ligi seviyesinde mücadele edebileceğini bu sene defalarca kanıtladığı gibi birkez daha bizlere gösterdi. ( Burada şunu özellikle belirtelim. Mücadele edebileceğini kanıtladıdan kasıt gruptan kesin çıkar değil , averaj takımı asla olmaz manasında bir ifadedir)
Avrupa' nın 5 büyük ligindeki tüm Şampiyonlar Ligi'ne katılma mücadelesi veren takımlar incelendiği Leicester City'yi tüm bu takımlardan ayıran çok önemli bir fark var. Diğer şampiyonluk adaylarının aksine Leicester ın topa en az %68 sahip olmak veya Barcelonavari her maç 580 pas yapmak gibi bir derdi yok. Aksine Premier Lig' in topla en az oynayan 2. ve en kötü pas isabetine sahip 1. takımı. Evet , yanlış okumadanız topla bu kadar az oynadığı halde 1 maç fazlasıyla ligde 8 puanla liderler.
LEİCESTER CİTY İLK 11
Peki Dünya'nın belki de en zor futbol organizasyonunda oyunda bu kadar az dominant olmalarına rağmen nasıl liderlik koltuğundular? Herkesin merak ettiği soru bu. Belki herşeyi açıklamaya yetmeyecek ama şu bir gerçek ki Leicester tam bir Premier Lig takımı. Yani sert oynayan , kanatları etkili kullanan ayrıca duran toplardan da skor üretmekte zorlanmayan bir ekip ki bugün de yine bir duran top organizasyonunda stoper Wes Morgan ın kafa golüyle Old Trafford tan bir puanı çıkardılar. Ayrıca klasik 4-4-2 oynarken bu kadar iyi 2 box to box orta sahaya sahip olmaları da ayrı bir şans. Belki Drinkwater için çok çok iyi denilemez ama partneri N'golo Kante tam bir Makelele. Ayrı bir hayranlık duyduğum bu futbolcu bana göre şu anda yeryüzünün en iyi savunmaya dönük orta sahası. Her maç 4 kişilik koşmasının yanında driblingleri ve pas dağıtımı da hiç fena değil. Fransa teknik direktörü Didier Descshamp ın yerinde olsam hiç tereddüt etmeden Kante yi ilk 11 e koyardım. Herkesin Vardy ve Mahrez den bahsettiği bir ortamda Kante yi bu kadar övmem sizi şaşırtmış olabilir ama övgülerime Kasper Schimeichel ile devam ederek öncelikle savunmacıların hakkını teslim edelim. Kasper babası Peter kadar büyük bir kaleci elbette değil fakat yaşının da verdiği olgunlukla(30 yaşında) artık olmuş diyebiliriz. Sadece kalecilik hünerleriyle değil , kalesini terk etme zamanlaması ve topu oyuna sokma başarısıyla da Kasper kalede güven veriyor.
MAHREZ&VARDY İKİLİSİ
Merak etmeyin , elbette bu ikiliye ayrı bir parantez açmadan geçmek gibi bir niyetim yok. İkisi de fazlasıyla üzerine düşeni yaptı. Mahrez Premier Ligde yılın futbolcusu seçildi ve bunu kesinlikle haketti. Vardy ise son birkaç haftaya kadar gol krallığının zirvesindeydi. Ve bir sakatlık sorunu yaşamazsa milli takım ile euro 2016 ya gidecek. Bu ikili bir daha böyle bir performans ortaya koyar mı? Yoksa daha önce de birkaç kez tanık olduğumuz Grafite , Michu , Güiza gibi tek sezonluk süper performanslarını bir daha tekrarlayamaz mı? Bana soracak olursanız Leicester City artık Premier Lig in üst sıra ekiplerinden biri olacak ve bu seviyede devam edecek. Vardy ve Mahrez den en azından birkaç yıl daha üst seviyede futbol oynayacaklar. Sebebi ise şu: Futbolu çok sevdikleri ve oynadıkları futboldan büyük keyif aldıkları gözlerinden belli. Yani tutkuyla bağlılar. O yüzden bu coşkudan kendilerini mahrum etmek istemeyeceklerdir. Zaten buraya kadar nasıl bir azimle geldikleri herkesin malumu. Bundan sonra da kolay kolay bırakmazlar.
O kadar yazdın savunmaya hiç değinmedin diyorsunuzdur. Değinmedim çünkü savunma sadece işini yapıyor. Huth ve Morgan bildiğiniz klasik Premier Lig stoperleri. İri yapılı , güçlü ve uzun. Tabi beraberinde yavaş. Ama hava toplarında rakiplerine göz açtırmıyorlar. Yaşlı olduklarını da hatırlatmak lazım. İkisi de 32 yaşında. 1-2 sene daha idare edebilirler ama Leicester ilk önce savunmaya takviyeler yapması lazım. Çünkü 2 bekleri Simpson ve Fuchs un da öyle aman aman bir özelliği yok. Zaten Fuchs denilince akla gelen ilk şey Schalke de forma giyerken 30 metre civarındaki frikekleri kullanması. Bunun dışında da akılda kalan başka bir çok iyi özelliği olduğu söylenemez. Simpson da aynı şekilde. Bugün nerdeyse onun hatasıyla mağlup olacaklardı ki zaten izlediğim maçlarda da takımın en çok aksayan yeri onun bölgesiydi. Savunmayı hallettikten sonra bir de Vardy nin yanına transfer yapmak lazım. Ulloa ve Okazaki nin Şampiyonlar Ligi için yeterli olmayacağı aşikar.
Gelgelim Leicester City gelecek sene %99 Şampiyonlar Ligi ne birinci torbadan girecek şansları yanında olur , iyi bir kura çekerlerse son 16 belki de çeyrek final heyecanı yaşayarak King Power sakinlerinde 2 sene önce hayalini bile kurarken hadi canım sen de diyecekleri günleri yaşatacak. O zaman ne diyelim. Bekle bizi Barcelona , Leicester geliyor.
GÖNDEREN: BİLAL KARACA
GÖNDEREN: BİLAL KARACA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
